Farkına vardın. Peki ya sonra?
Kendini tanımak ile kendini değiştirmek arasında, kimsenin bahsetmediği bir uçurum var.
Hepimize soruyorum…
- Sigaranın zararlı olduğunu bilen kaç kişi şu an sigara içiyor?
- İlişkisindeki döngüyü gören, ama aynı kavgayı tekrar tekrar yaşayan kaç kişi var etrafında?
- Kendi kalıplarını fark ettikten sonra değişen kaç kişiyle karşılaştın?
Biz “fark etmek = değişmek” diye öğrendik. Kişisel gelişim dünyası da bunu çok satar. Farkına var, dönüşüm başlasın.
Ama hayat öyle işlemiyor malesef. Tamam farkına vardım işler kolaylaşacak diye oldu bittiye gelmiyor
Fark etmek, farkedilmeyen bir konforu da beraberinde getiriyor. Sanki gördüğümüzü , yapmışız gibi hissediyoruz. Tamam ben oldum , nasılsa ben bunu artık biliyorum dendiği an, bir rahatlama yaşanıyor ve o rahatlama da çoğu zaman değişimlerimizin önüne geçiyor.
Oysa bilmek ayrı şey, yaşamak ise apayrı bir şey.
Örneğin biri sana diyor ki “sürekli aynı yerde susuyorum, fark ettim artık.” Güzel…
Peki bunu sana diyen kişi bir sonraki o anda ne yaptı? %99 yine sustu….
Hani farketmiştin diye sorulmaz mı şimdi ?
İşte asıl mesele orada başlıyor.
Farkındalık bir başlangıç noktası. Ama tek başına bir varış noktası değil. Fark etmek, sadece seçim yapılabilecek anları görünür kılıyor. Seçimi hâlâ sen yapacaksın.
Ve o seçim, çoğu zaman rahatsız edici oluyor. Çünkü eski alışkanlık tanıdık, güvenli, otomatik. Yeni davranış ise yorucu, belirsiz, kasıtlı.
Beyin, yorucuyu değil, otomatiği sever diye nerdeyse her yazımda belirtiyorum
Bu yüzden fark edip de değişmemek, bir zayıflık değil. Oldukça insani bir durum.
Ama bunu “ya elimden gelen bu bu kadar işte” diye kapatmak, başka bir şey.
Fark ettikten sonra hâlâ aynı yerde duruyorsan, kendine şunu sor.
Ben bunu gerçekten değiştirmek istiyor muyum? Yoksa sadece fark etmiş olmak hoşuma mı gidiyor?
İki soru ve iki farklı yol.
Yine karar senin….