Yaşadıklarımız Nereye Gidiyor?

Çok Şey Yaşamak Bizi Büyütür mü?

Modern zamanın en büyük illüzyonlarından biri, çok şey yaşamanın bizi büyüttüğü zannı.

Sürekli yeni projelere atlıyor, yeni insanlarla tanışıyor, seyahatler ediyor, eğitimler alıyor ve bitmek bilmeyen bir aksiyon dalgası içinde sürükleniyoruz. Hayatın ritmi o kadar yüksek ki, bir deneyimin bitiş çizgisi, diğerinin başlangıç düdüğü haline geliyor.

Ancak bu yoğun koşturmacanın ortasında tuhaf da bir his var adını koyamadığımız.

Yaşadığımız onca şeye, bitirdiğimiz onca işe rağmen içimizde bir yerlerin derinleşmediğini, aksine basitleştiğini hissediyoruz.

Bunun adına “deneyim enflasyonu” dedim ben.

Tıpkı paranın değer kaybetmesi gibi, sindirilmeden üst üste yığılan yaşanmışlıklar da anlamını yitiriyor bir müddet sonra.

Yani bir olayı yaşamak, sadece onun içinden fiziksel olarak geçmekten ziyade ; eğer o olayın getirdiği hissin, yarattığı hayal kırıklığının ya da kazandırdığı başarının üzerinde bir an olsun durup düşünmüyorsak, o deneyim hafızamızda sadece birer istatistik olarak kalıcı hale geliyor

İş hayatında harika projeler yönetip, krizler çözüp günün sonunda “ben ne öğrendim?” sorusuna net bir cevap veremeyen liderlerin; özel hayatında onlarca ilişki eskittiği halde hep aynı hatalı duygusal çukurlara düşen insanların temel sancısı budur.

Yaşanmışlık çoktur ama öğrenilmişlik neredeyse hiç yoktur.

Deneyimi bir tüketim nesnesine dönüştürdüğümüzde, hayatı sadece “hızlıca geçilen yollar” olarak görmeye başlıyoruz. Oysa insanı büyüten şey olayların çokluğu değil, o olayların bizde bıraktığı izler değil midir?

Bir başarısızlığın ardından gelen o can sıkıcı sessizlikte durabilmek, bir başarının sarhoşluğuna kapılmadan “buradaki hangi davranış bana aitti?” diyebilmek gerçek olgunlaşmayı başlatmaz mı?

Her ne yaşıyorsak yaşayalım bir an durup bakmazsak, hayat bizi sadece hırpalayan ama eğitmeyen bir tekerleğe dönüşür hale geliyor.

Mesela şu an hayatınızda gururla ya da yorgunlukla taşıdığınız o yoğun ajandaya baksanız; yaşadığınız her şeyi bir sonraki güne yetişmek için mi tüketiyorsunuz, yoksa onların içinizde demlenmesine ve sizi dönüştürmesine izin mi veriyorsunuz?

Ya da sadece durup üzerine düşünmediğiniz için uçup gitmesine izin verdiğiniz o en taze deneyiminiz ne olabilir ?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir