Kurtarıcı Tuzağı = Mesih Kompleksi

Başkalarını Kurtarmaya Çalışırken Yorulmadık mı?

İş hayatında ya da özel yaşamımızda mutlaka denk gelmişizdir. Belki de bir dönem tam da o rolün içinde bizzat yaşamışızdır…

Çevresindeki herkesin derdini çözmeye çalışan, değişmek istemeyen insanları değiştirmek için çırpınan, ekibindeki her eksiği kendi omzuna yükleyen ve günün sonunda tükenip giden o insanı…

Peki, başkalarını dönüştürme ve iyileştirme arzumuz gerçekten “iyi niyet”ten mi kaynaklanıyor, yoksa zihnimizin bize kurduğu sessiz bir tuzak mı? Bunu biraz konuşalım istedim bu yazımda.

Mesih Kompleksi terimini bugün duydum. Ve hemen bu konu ile yazmam gerekiyor diyerek oturdum bilgisayarın başına.

Kısaca Mesih Kompleksi yani kurtarıcı tuzağı “Messiah (Mesih/Kurtarıcı) Kompleksi” olarak adlandırılan durum; Kişinin, kendisini başkalarının sorunlarını çözmek, onları “kurtarmak” veya değiştirmekle yükümlü hissetmesi halinin ismi.

Dışarıdan bakıldığında harika bir fedakarlık, yüksek bir empati veya güçlü bir liderlik gibi görünüyor ancak iç kapağı açıldığında durum biraz farklı halde.

“Seni Ben Kurtaracağım” Tuzağı. (Kelin ilacı olsa kafasına sürer misali 🙂 )

Yani bu kişi kendisini gizliden gizliye başkalarının sorunlarını çözmekle, onları dönüştürmekle görevli hissediyor.

Dışarıdan bakınca harika bir fedakarlık, kocaman bir yürek gibi duruyor aslında.

Ama biraz kazıyınca altından başka şeyler çıkıyor. Neler çıkıyor peki?

1- Kontrol Etme İsteği:

Kişi kendi hayatındaki belirsizliklerle yüzleşmenin zor geldiği durumlarda, başkalarının uğraşarak kafayı dağıtmak istiyor.

2-Görünmez Değer Arayışı:

“Ben olmasam halledemezler” hissiyle kendi değerini başkalarının muhtaçlığı üzerinden kanıtlamaya çalışıyor.

3-Sorumluluk Çalma:

Karşı tarafın kendi hatalarının bedelini ödemesine ve olgunlaşmasına engel olarak onu kurtardığını düşünüyor.

Kurbanı Kurtarayım Derken Kurban Olmak

Burada mantık aslında çok basit. Kurtarıcı” rolüne soyunulduğunda, farkında olmadan karşıdakini “Zavallı/Kurban” konumunda tutuluyor ve karşıdakine çaktırmadan “sen tek başına yapamazsın, ben hallederim” mesajını veriyor.

Ama işin acı kısmı şu ki ; değişmeye niyeti olmayan birini sırtında taşımaya çalıştıkça bir süre sonra piller bitiyor. Sonra bir bakıyorsun ki , kurtarmaya çalıştığın o hikayenin mağduru sen olmuşsun.

İş hayatındaki yansıması da ,yöneticilerde çok görülür aslında.

Sürekli şikayet eden ama kılını kıpırdatmayan bir ekibi değiştireceğim diye canını dişine takan liderler…

Oysa liderlik; kimsenin yerine koşmak değil, koşmak isteyene kulvar açmaktır denir her yerde.

Birine yardımcı olmakla, onun yapması gereken işi üstlenmek arasındaki çizgi kaçtı mı gelişim duruyor

Hani hep diyoruz ya; birine balık tutmayı öğretmeden önce, o kişinin gerçekten acıkmış olması gerekir.

Sen istediğin kadar çabala; karşı taraf kapıyı içeriden kilitlediyse, o kapıyı dışarıdan omuzlamak sadece senin omzunu incitiyor.

Bugünde Mesih Kompleksi terimi ile tanıştığıma göre şöyle bir arkama yaslanayım ve bir sorayım bakalım.

Kendi yolumda yürümek dururken, kimin hayatını ondan daha çok takıntı haline getirdim?

Ya da verdiğim destek gerçekten onun ihtiyacı mı, yoksa benim faydalı olma ihtiyacım mı?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir