Kırmızı Bayrak Anı

Gün içinde fark etmeden söylediğimiz küçük bir cümle vardır. Çoğu zaman yüksek sesle bile çıkmaz.

“Neyse ya…”

Bir fikri söyleyecekken vazgeçtiğimizde, bir geri bildirim vermemiz gerekirken sustuğumuzda, bir maili netleştirmek yerine “sonra bakarım” dediğimizdeki cümle…

Aslında büyük bir karar alınmaz bu cümle de ama küçük bir vazgeçme yaşarız.

Bu anlar çok kısadır. Kimse fark etmez. Hatta çoğu zaman biz bile.

Ama fark etmediğimiz bu anlar, zamanla davranışımız oluverir. Ve biz, farkında olmadan otomatik pilota geçeriz.

İş hayatında bu anlara çok sık rastlarız. Bu durumları biraz durup hatırlayalım mı?

Mesela ;

  • Toplantıda herkes fikirlerini paylaşırken sustuğumuz anlar…
  • Bir konunun eksik kaldığını hissettiğin ama akışı bozmak istemediğin anlar…
  • Rahatsız olduğun bir davranışı fark ettiğin halde, sırf huzur kaçmasın diye “Şimdi sırası değil” dediğin anlar…

İşte o anlar geçer gider de , asıl konular geçmez. Zihnin bir köşesinde asılı kalır. Küçük küçük birikir. Ve bir süre sonra yorgunluk, bıkkınlık ya da isteksizlik olarak geri döner.

Her “sonra bakarım” dediğimizde, ya da her “şimdi söylemeyeyim” dediğimizde yükleri yavaş yavaş heybemize toplarız.

Davranış biliminde bu tür anlar kritiktir. Çünkü büyük değişimler çoğu zaman büyük kararlarla değil, küçük eşiklerle başlar.

Kırmızı bayrak dediğimiz şey tam olarak budur: Davranışı otomatik pilota alma anı.

O anı fark ettiğimizde her şey bir anda değişmez elbette. Ama bir seçenek doğar.

Devam etmek… ya da durup yönü yeniden seçmek.

Bazen sadece bir cümle söylemek yeterli olabilir veya bazen bir soru sormak. Bazen de “şimdi değil” demeyi bilinçli olarak seçmek.

Bu yazımız vesilesi ile belki bugün kendine şunu sorarsın.

Son zamanlarda kaç kez “neyse ya” dedin? Ve o cümleler seni hangi yöne taşıdı?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir