Mükemmeliyetçilik Bir Kalkan mı, Yoksa Bir Pranga mı?
Birçoğumuz bir şeylere başlamak için o efsanevi “mükemmel anın” gelmesini bekliyoruz, bunu kendimden dolayı çok iyi biliyorum.
En doğru eğitimi aldığımızda, en iyi ekipmana sahip olduğumuzda ya da kusursuz planı yaptığımızda her şeyin dört dörtlük olacağını sanarak ,sanki her şey mükemmel olursa hata yapma riskimiz sıfıra inecek ve yolumuz pürüzsüzleşecek yanılgısı.
Hayatla ilgili okumalarımıza ya da birilerine verdiğimiz o büyük büyük akıllara dönüp baktığımızda aslında , kendimiz için planladığımız o mükemmel hayatı yaşama durumu düz çizgide değil de tam da o çizginin dışına çıktığımız da, yani sendelediğimiz anlarda başladığını farketmemiz gerek.
Hadi farkettik diyelim , yani düz çizgide ilerlemediğimizi her defasında hayat bir şekilde önümüze koydu.. Hala o sendelemelerden ısrarla çıkmayışımızının nedeni mükemmelliyetçi hallerimiz olabilir mi?
Olabilir de ne demek. Taa kendisi…
Mükemmeliyetçilik, Aslında Bir Savunma Mekanizmasıdır
Harekete geçmemek için kendimize sunduğumuz en masum görünen bahanedir mükemmeliyetçilik. “Henüz hazır değilim” demek; aslında “Hata yapmaktan ve insanların ne diyeceğinden korkuyorum” demenin kibarcasıdır.
Hadi hepimizin bildiği o acı gerçeği de itiraf edelim madem.
Adım atmadan, pratiğin gerçeğiyle yüzleşmeden teoride ne kadar uzmanlaştığınızın hiçbir önemi yoktur. Eyleme geçilmediği an, o tüm teorik bilgiler sıfırlanır. Gerçek deneyim; konfor alanındaki kütüphane raflarında değil, dizlerin kanadığında o yaranın başında durup “Neyi farklı yapmalıyım?” diye sorduğunda kazanılır.
Konudan ya da yaptığımız işlerden bağımsız o adım her ne ise atılmadan teoride ne kadar uzmanlaşıldığının önemi olmadan , yani pratiğin gerçeğiyle yüzleşilmeden tüm o teorik bilgiler sıfırlanıyor.
Gerçek bilgi ya da deneyim adına ne denildiğinin önemi yok ; konfor alanındaki kütüphane raflarında değil, dizlerin kanadığında o yaranın başında durup “Neyi farklı yapmalıyım?” diye sorulduğunda kazanılıyor.
O yüzden;
Yap-Yaşa-Öğren: Bu Bir Döngüdür, Durak Değil
Bu bloğun isminin ardında , aslında bir trend isim olma söz konusu değil .
Yap-Yaşa-Öğren aslında hayatta kalma stratejisi.
- Yap: Teoriyi bir kenara bırakıp elini taşın altına koymak.
- Yaşa: O sürecin getirdiği zorluğu, stresi ve bazen de başarısızlığı iliklerine kadar hissetmek.
- Öğren: Yaşadığın o somut deneyimden süzülen dersi cebe koyup bir sonraki adımı daha bilgece atmak.
İşte bizler bu döngüden korktuğumuz için hayatı hep “bekleme salonunda” geçiriyoruz.
Oysa kusurlu bir başlangıç, hiç yapılmamış bir “mükemmel”den bin kat daha değerlidir diye de sürekli okuyoruz ve dinliyoruz.
Gardiyanını Tanı
Zihinlerdeki o “henüz yeterli değilsin” sesi koruyucularımız olarak değil de ; bizleri olduğumuz yere çivileyen gardiyanın sesi olarak duymayı öğrenmemiz gerek.
Ayrıca o sesi kısmak için daha çok okumaya değil, daha çok denemeye ve hatta daha çok yanılmaya ihtiyacımız da var.
Bugüne hepimiz için bir not bırakıyorum.
Bu yazıyı kimin okuduğunu ya da kime ulaştığını bilmiyorum ama bazen tek bir cümle harekete geçmek için yeterli olabileceğini biliyorum.
Eğer siz de benim gibi o “hazır olma” illüzyonuna kapılanlardansanız, bugün o hazırlık halinden uzaklaşıp sadece başlamanın gününe merhaba diyebilirsiniz.
Ne dersiniz?