Yardım Etme Sınırı
Bir önceki yazımda samimi bir itirafta bulunmuştum: Değişmeye gönlü olmayana artık vakit ayırmıyorum. Bu, kulağa sert gelebilir ama aslında bahsetmek istediğim bir özgürleşme hikayesi.
İtiraf edersek hepimiz hayatımızın bir döneminde, başkalarının hayatını onlardan daha çok düzeltmeye çalışırken kendi yolumuzdan geri kaldık.
Peki, birinin gerçekten “değişmeye gönüllü” olduğunu, o meşhur “yap-yaşa-öğren” döngüsüne girmeye hazır olduğunu nasıl anlarız?
Mağduriyetine Aşık Olanlar
Sürekli şikayet eden, hayatın adaletsizliğinden dem vuran ama her çözüm önerisine devasa bir “ama” ile karşılık veren bir profil vardır bilirsiniz.
İşte bu kişiler aslında bir çözüm aramazlar; sadece şikayetlerine ortak, mağduriyetlerine şahit ararlar.
Psikolojide ve iş dünyasında buna “öğrenilmiş çaresizlik” denir. Kişi, içinde bulunduğu olumsuz durumu kaderi bellediğinde, değişim onun için bir tehdit haline gelir. Çünkü değişim, sorumluluk almayı gerektirir.
Acıkmayan Balık Tutmayı Öğrenemez
Hani o meşhur söz vardır ya; “Birine balık verme, balık tutmayı öğret.”
Ben buna küçük ama hayati bir ekleme yapıyorum: Birine balık tutmayı öğretmeden önce, o kişinin gerçekten acıkmış olması gerekir.
Gerçekten acıkmayan, yani durumundan samimi bir rahatsızlık duymayan kişi için sizin öğrettiğiniz teknikler sadece birer “gürültü”den ibarettir. Kendi kaderini alışkanlıklarıyla yeniden yazmaya niyeti olmayana uzatılan her el, havada asılı kalmaya mahkumdur.
Kendi Yoluna Dönmek
Başkalarını kurtarma illüzyonundan çıkıldığında, ceplerde devasa bir enerji ve zaman kalır. Bu enerjiyi;
- Kendi döngülerini kırmaya çalışanlara,
- “Ben burada bir hata yapıyorum ama nasıl düzeltebilirim?” diyenlere,
- Ve en önemlisi, kendi gelişim yolculuğunuza saklamak kıymetli
Birine yardım edilebilmesi için o kişinin kapıyı içeriden açması gerekir. Kapı içeriden kilitliyse, dışarıdan omuz atmak sadece sizin omzunuzu incitir.
Yine gelsin meşhur sorular o halde.
Siz bu sınırı nerede çiziyorsunuz?
Çevrenizde değişim için “gerçekten acıkmış” insanlar mı var, yoksa sadece “ama”ların arkasına saklananlar mı?