Yavaşlıkta Bir Beceri
Zamanla yarışıyoruz.
E-postalar, bildirimler, teslim tarihleri…Sanki bir adım geride kalmak, oyunu kaybetmek gibi.
Ya aslında kaybettiklerimiz, hızla kazandıklarımızdan çoksa?
Bir düşünsenize ; en iyi fikirleriniz , en derin farkındalıklarınız , en anlamlı ilişkileriniz ne zaman doğdu? Koşarken mi, yoksa bir an durduğunuzda mı?
Bilim de aynısını demiyor mu?
Beyin, yavaşladığında bağlantı kurar. Yani yeni bilgiler o sessiz aralıklarda, hızın düştüğü o kısa duraklarda anlamlanır. Sinir sistemi “tehdit” modundan çıkar, öğrenme devreleri yeniden açılır.
Yavaşlık, öğrenmenin sessiz kardeşidir aslında.
Biri susturur, diğeri sindirir. Biri boşluk açar, diğeri o boşlukta anlamı büyütür.
Bugün her şey “daha hızlı, daha çok, daha erken” mottosuyla ilerlerken yavaşlık neredeyse bir direniş biçimine dönüşmüş halde..
Ama belki de en cesur olanlar ;
Durabilenler , derin düşünebilenler, hemen cevap vermeyenlerdir. Bir fikrin, bir duygunun, bir kararın olgunlaşmasına izin verenlerdir.
Belki de bugünün sorusu şudur:
- Peki sen en son ne zaman kendine bu izni verdin?
Bir işi yetiştirmeden, birine cevap yazmadan, bir düşünceyi hemen tamamlamadan önce…
- Sadece bir an durdun mu?
Sıkışılan yerlerde en iyi yapabileceğimiz şeylerden biride ;
Biraz yavaşlamak.